Türkiye nereye gidiyor?
Bugün yazılı basında ve görsel olarak yer aldığım bütün yayın organlarında başlık olarak aynı soruyu sormak ve her yazımda aşağıdaki yazıdan alıntıları paylaşmak istiyorum; Türkiye nereye gidiyor? Yaşananların “ne kadar vahim olduğunu” düşünün ve sizler de lütfen aynı soruyu sorun!
Sevgili dostlar, Türkiye’de artık ne piyasa, ne ekonomi, ne de siyaset tartışacak “lüksümüz kalmadı”. Bu gerçekten yola çıkarak aktarmak istediğim bütün detayları bir kenara bırakmak ve bir süre önce bu köşede paylaştığım “ideolojik olmayan bir hayat istiyorum” yazımdan bazı bölümleri aktarmak istiyorum.
İşte o yazıdan bazı alıntılar...
“...işe giderken düşünüyorum; şu anda Avrupa’nın birçok şehrinde de birçok insan işe gidiyor. Onlar da bizim gibi “temel kaygılara” insana dair “her düşünceye” sahipler ama bizden bir farkları var; onların “devletlerine, hayatlarına, duygu ve düşüncelerine” bizler kadar “ideoloji” bulaşmamış! Orada bankaya, borsaya, aracı kuruma işe giden fon yöneticisi; “Türban sorunu ne olur, siyasi dalgalanma artar mı” diye düşünmüyor. Veya işe giden doktorun sabah dinlediği haberlerde “yargı-yasama ve yürütmenin” birbirine nasıl rest çektiği yok... Yargıya “ağız dolusu” bağıran bir Başbakan’ı “duymak” zorunda değil...Sevgili dostlar, bir vatandaş olarak “gerçekten” ideolojinin “normal hayatımıza” bulaşmadığı bir hayatı özlüyorum. İnsanlara “partisine, diline, etnik kökenine göre” bakılmadığı, iş yapanların “sadece o işi yapabilme” kriterlerine göre “algılandığı” bir hayat hakkımız değil mi? Bir partiye oy verirken de “ideolojisine” göre değil “normali” bize sağlayabilme “kapasitesine” göre oy vermek istiyorum...
Sevgili dostlar, “ideolojiden uzak olmak”, “çekirdeği olmayan bir devlet içinde” yaşamak veya “çekirdeksiz, özsüz” bir yapı özlemek demek değil. Devletin belli sınırları, üzerine bina edildiği bir hamuru vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti “bağımsız, laik, üniter, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı bir hukuk devletidir.”
Bu sınırlarda kalan uygulamalar “devletin normal işleme sahasıdır.” Devletin kendi bankacılık sektörünü “koruma isteği” gayet doğal bir “reflekstir.” Normal olmayan birilerinin bu devletin bankacılık sektörünü “ele geçirme” çabası ile “giriştiği ideolojik savaş” ve devletin buna tepki verirken “olumlu-olumsuz ayrımlardır.”
Örnekleyeyim; tarikat destekli kurumlar, o gün için devleti “yöneten” hükümet tarafından “bankacılıkta önemli bir pay ele geçirecek” şekilde “destekleniyor”, onlara özel düzenlemeler yapılıyorsa bu “ideolojik bir bulaşıklıktır.” Devlet her şey normalken “etnik” kökenlerinden dolayı kurum sahiplerine ayrı bakıyorsa bu da ideolojik bulaşıklıktır...
Sonuç 1: Devlete, millete, düzene ideolojik bir saldırı olmasa asla içinde “lâik, üniter, bağımsız hukuk devletinin ana kuralları dışında bir virgül dahi barındıran” en küçük bir ideolojik cümleyi ne yazar ne söylerim. Ama “ikinci cumhuriyetçiler bir taraftan, lâik düzen düşmanları bir taraftan, sıcak paracılar diğer taraftan, Soros’un yalamaları ve bölücüler” her taraftan “varolana” saldırıyorlarsa; bu devleti her alanda korumak için biz de “onların alanına girip ideolojik saldırılara” karşı durmak zorunda kalıyoruz...
Sonuç 2: Türkiye Cumhuriyeti’nin “lâik, üniter, Atatürk çizgisinde” bir devlet olarak “var olmasını” ne bu topraklarda “yaşayanların bir kısmı” ne de “dışarıdaki bazı çevreler” hâlâ kabul edemedi. Yaşadığımız ideolojik bulaşıklık; bu odakların “devleti dönüştürme, yok etme, kalıba dökme” çabalarından ve bizim onlara karşı verdiğimiz mücadeleden kaynaklanıyor. Bu mücadelenin bittiği, diğerlerinin devletin temel niteliklerini kabul ettiği ve ideolojinin günlük hayatımızdan “çıktığı” bir Türkiye özlüyorum. Bu topraklar hangi “ırktan, dinden, kökenden” gelirse gelsin; “Ne mutlu Türküm” diyen herkesin “birinci sınıf bir hayat” sürebileceği ekonomik yapıyı sağlayabilecek potansiyele sahip. Tek sorun devleti kendi ideolojileriyle rahat bırakmayanların varlığı...
Sonuç 3: Kendi ideolojisini vatandaşa pazarlayan “her partiye” oy veren Türk vatandaşı şunu çok iyi bilmeli; dünya konjonktürüyle paralel “oy verdikleriniz” geçici başarılar kazanabilir, bunu kendi başarısı gibi pazarlayabilir ama aslında devleti dönüştürme uğruna verdikleri mücadelenin her dakikası “Türkiye’ye çok zaman kaybettiren ve geleceğimizi” yiyen adımlardır. Dünya standartlarında vatandaş olmak istiyorsanız ideolojik partilere asla oy vermeyin...
İdeolojinin günlük hayatımıza bulaşmadığı, Atatürk’ün gösterdiği medeniyet hedefine ilerleyen bir devlet, bir hayat özlüyorum. Bu benim, sizin, bu ülkedeki herkesin hakkı...
Yazıdan alıntılar sonrası tek bir cümle ile bitirmek istiyorum; UYANIN! UYANIN! UYANIN!