Sevgili Ülküdaşlarım.
Hepiniz Ergenekon Destanı'nı veya Kürşat Destanı'nı okumuşsunuzdur. Nedense hepimiz o destanlardaki Türk'ün düştüğü veya düşürüldüğü aciz durumdan kurtulmak için verdiği insanüstü gayreti ve cihangirliği ile gururlanmaktan çok hoşlanırız ama yine nedense bir türlü bu milleti o aciz duruma düşüren hatalı veya gaflet içindeki davranışlarımızdan dersler çıkartmaya bir türlü yanaşmayız.
At sırtında, yayla ve bozkırlarda hayvanlarını yetiştiren, ülkesini tehlikelerden korumak için sürekli askeri eğitimler yapan ve kendilerini sürekli dinç tutan atalarımızın, çinlilerin telkinleri ile ipekler giymeye, çadırlarında güzel kadınlar ile gününü gün etmeğe ve dünya nimetlerinin tadını çıkartmağa dalıp, nasıl gafil durumlara düştüğünü ibretle okuyup, bundan sonuçlar çıkartmayız.
İşte yine aynı senaryonun benzeri ülkemizde maalesef bütün acımasızlığı ile sergilenmekte... Türk ile savaşta veya kavgada netice alamayacağını çok iyi bilen yüzyılların değişmez düşmanları, ülkemizde satın aldıkları Bankacılık sektörü, Medya ve Alışveriş zincirlerini kullanarak bizim burnumuza asla çıkaramayacağımız bir halka takmak için ellerinden geleni yapıyorlar.
Bankaların adeta sokaklarda simit satarcasına dağıttığı KREDİ KARTLARI ile dar gelirli insanlarımız, hali hazırda kazanmadıkları paraları, yani geleceklerini harcamak için teşvik edilmektedirler. Bu durumu teşvik etmek için Medya güçleri ile müthiş bir beyin yıkama ve reklam bombardımanı yapılmakta, ASLA İHTİYACIMIZ OLMAYAN bir çok eşyalar bizlere adeta OLMAZSA OLMAZ İHTİYAÇLAR gibi takdim edilerek, olmayan paralarımız harcattırılmaktadır.
Dış ülkelerde bulunmayan veya oralardaki uygulamaları bilmeyen zavallı insanlarımız, bu uygulamaları NORMALMİŞ gibi algılayarak, bu tezgaha düşmekte ve günden güne gırtlağına kadar borca batmaktadır. Kredi kartlarının cazibesine kapılarak yaptıkları aşırı borçları ödeyemediği için insanlarımız intihar yolunu seçmekte; binbir güçlükle kurulan yuvalar yıkılmakta; boşanmalar artmakta ve aileler dağılmaktadır.
12 Eylül sonrası ve özellikle son yıllarda gelişen yeni bir genle oynama tehlikesinden söz etmek istiyorum. Bankalar kaynaklı borçlanma dürtüsünü uyarıcı telefon, reklam, SMS ve mailler. İnsanlarımızın olsa da olur olmasa da kabilinden tüketim arzusu uykuda iken, bunu azdırmaya yönelik bir reklam olgusu zaten Katitalizm'in temel araçlarından birisi olarak hep vardı. Şimdilerde bankalardan gelen “efendim 10.000 YTL nakit ihtiyaç kredisi limitiniz hazır kullanabilirsiniz” içerikli telefonlar, “babalar gününde 3 taksitte bankanızdan” şeklindeki duyurular, cahil insanlarımızın tüketim ihtiyacını uyandırmayı tetikleyen, gereksiz borçlanmaya zorlayan uygulamalar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu ülkemizin geleceğine kasteden SİNSİ BİR SALDIRIDIR.
Borçlandırılma suretiyle sadece Türkiye Cumhuriyeti Devletine değil, aynı zamanda yüce Türk Milletine de DİZ ÇÖKTÜRÜLMEK, BOYUN EĞDİRİLMEK istenmektedir.
Asla unutmayalım; "BORÇ ALAN, EMİR ALMAYA DA MECBUR KALIR."
Atalarımızın yaşadıkları acı tecrübeler sonucu ortaya koymuş oldukları ata sözlerimiz bizim için altın değerinde nasihatlerdir.
"AYAĞINI YORGANINA GÖRE UZAT.", "AK AKÇE KARA GÜN İÇİNDİR.", "AYRANI YOK İÇMEYE, YAYLI İLE GİDER S.......MAYA!", "SEN BİR GARİP ÇİNGENSİN, GÜMÜŞ ZURNA NEYİNE..!" gibi sözler, ihtiyacı olmayan luzumsuz şeyleri almak için gereksiz çabalar içinde olanlara söylenmiş altın öğütlerdir.
Son günlerde bir "i-pot" çılgınlığıdır gidiyor... İnsanlar adeta kıtlıktan çıkmış gibi, çok uzun süredir reklamlar ile, kamçılanan dürtülerinin kışkırtması ile i-pot almak için sıralarda bekliyor... bu hale gülmeli miyiz, yoksa ağlamalı mıyız bilmiyorum. Bence ağlamalıyız... Nufusunun büyük çoğunluğu açlık ve hatta yoksulluk sınırının altında gelir düzeyine sahip bir ülkede; insanların, 6 ayda bir cep telefonu değiştirmesi, "efendim yeni çıkan modelin şu özelliği de varmış!!!" gibi aptalca yaklaşımlarla bir telefondan beklenilenin ne olduğunu unutması, reklamların tesirinde kalarak marka delisi haline gelmesi acınacak hatta ağlanacak durumlardır.
Bu tür diz çökertme operasyonlarını görüp sezebilen az sayıdaki şuurlu insanımıza düşen görev, özellikle gençlerimizi uyandırmaya ve bu çılgın gidişe bir dur demeğe başlamalarıdır.
Orta gelir düzeyine sahip bir ülkenin insanlarına, A-BD veya AB standartlarında kontrolsüzce dayatılan TÜKETİM EKONOMİSİ ülkeyi çökertmektedir.
Aklı olanlar, aklını başına almalıdır... Aklı olmayanları ise uyandırmak için ne gerekiyor ise o yapılmalıdır.
İŞBİRLİKÇİ HÜKÜMETLERDEN VEYA SOROSÇU SÖZDE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİNDEN BİRŞEYLER BEKLEYENLER, ZATEN ÜZERİMİZDE OYNANAN TEZGAHI HİÇ ANLAMAMIŞ VE ANLAMA İHTİMALİ DE HİÇ OLMAYANLARDIR.
Saygılarımla...