iCRA KURULU:  Dr.Baymirza HAYIT, Prof.Dr. Dursun YILDIRIM, Prof. Dr. Ahmet Bican ERCILASUN, Prof.Dr. Yumni SEZEN, Doçent.  Cemal ZEHIR, Gaz. Yazr. Rasim EKSI HUKUK DANISMANLARI: Av. Izzet CEMIL FIDAN, Av.Ilker TURNA, Av. Ömer YESILYURT, Av. Hakki KURTULUS, Av. Mehmet TASDELEN...    SITE SORUMLULARI:  Genel sorumlu: Erhan ÖZTUNC, Teknik Sorumlu: Naci ERKOVAN, Halkla Iliskiler: Melih YILMAZ...
  Hâlâ hesabınız Yok mu? Tıklayın! /
Sevgili Gönül dostu site sakini Kardeslerim...
gerek MHP gerekse ÜLKÜ OCAKLARIYLA ilgili yapilan yorumlarda mutlaka duyarli olmali,
hizip ve klik olacak yazilardan mutlaka kacinmaliyiz.
Eminimki kardeslerimiz bizi bu konuda anlayisla karsilayacaklardir.
BIR OLALIM IRI OLALIM DIRI OLALIM SELAM VE SAYGILARIMIZLA MEKANIM AILESI
   ........
   

    

Haberlesme


Sadece Üye Girişi Yapmış Olanlar Sohbet Edebilir. Lütfen Giriş Yapın ya da Üye Olun.

Ana menü

 Haberleşme
 Gazeteler
 Misafir Defteri
 Kısa Mesajlar
 Arkadaşına öner
 Bize Yaz
 Site ici Genel Arama
 Anketler
 Üye Bilgilerim
 Özel Mesajlarim
 Günlügüm
 Üyelerin listesi
 Siirler
 Sayfalara Köprüler
 Yönetici Giriş
 Siteden Ayrilis
 Site Görevlileri
 Haber öner
 Animasyon ve videolar
 Müzikler
 İsimler ve Anlamları
 Kitap Tanitimi
 Youtube Videolari
 Resim Albümü
 TurkDevletleri
 Padisahlar
 Unutulan Gazetelerimizden
 Köşe Yazar Girişi
 Uye şikayetleri

Istanbul a bakis

Şehri İstanbul

İl Haritası

Kuşbakışı

©mekanim.Net

Sözlük

Yedi dilde sözlük
Mekanim Sözlük
Dilden dile çeviri
Dilden:
Dile:
Ara

Yeni Şiirler

· Kesinlikle Kürt Değil, Sen Köpek Sürüsüsün.
(6 okuma)
· AMERİKA-IRAK SAVAŞI
(6 okuma)
· GÜZEL KADİRLİ
(5 okuma)
· ŞEHİT YÜZBAŞI SİNAN EROĞLU ÖZEL KUVVETLER
(4 okuma)
· ŞEHİT YÜZBAŞI SİNAN EROĞLU
(4 okuma)
· BİR ZAMAN
(2 okuma)
· TÜKENMEM
(7 okuma)
· Yasak
(8 okuma)
· SÖYLEYİN GAZİLER KİM SAHİBİNİZ
(7 okuma)
· YETER ARTIK YETER DURDURUN KANI
(18 okuma)

Toplam 975 şiiri kayıtlı

Namaz vakitleri

Mekanim.de :: Başlığı Görüntüle - ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI (1703 - 1780)
 Pano KılavuzuPano Kılavuzu   AramaArama   GruplarGruplar   HesabınızHesabınız   Oturum AçOturum Aç 

ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI (1703 - 1780)

 
Yeni Başlık Gönder   Bu başlık kilitlenmiştir; cevap yazamaz, mesajları değiştiremezsiniz    Mesaj Panosu -> Abide Sahsiyetler Abide Sahsiyetler
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
illon
istekli
istekli


Yaş: 38
Kayıt: Jan 18, 2005
Mesajlar: 23
Şehir: bursa

turkey.gif

Seviye : 3
G.M.: 0 / 44  
 0%
T.M.: 21 / 21  
 100%
S.Y.S: 5 / 9  
 55%


Durum:

MesajTarih: 24.04.2005 23:49   Mesaj konusu: ERZURUMLU İBRAHİM HAKKI (1703 - 1780)  Alıntıyla Cevap Gönder

18.yüzyılın ünlü düşünür ve bilim adamı olan Erzurumlu İbrahim Hakkı 18 Mayıs 1703 yılında Erzurum'a yaklaşık kırk kilometre uzaklıkta bulunan Hasankale kasabasında dünyaya gelmiştir. Derviş Osman Haseni 'nin oğludur. 4-5 yaşlarında okuma yazma öğrenmiş,7 yaşında dönemin ünlü bilginlerinden eğitim almaya başlamıştır. 1780 yılında vefat eden İbrahim Hakkı, sadece bir şair ve mutasavvıf değil, aynı zamanda çağının astronomi, anatomi, fizyoloji, psikoloji, aritmetik, geometri gibi çeşitli bilim dallarındaki çalışmalarıyla dikkati çeken ünlü bir bilim adamıdır.

Babası vefat edince, Erzurum 'a dönüp öğrenimini tamamlar. O devirde Erzurum müftüsü olan Muhammed Hazık'tan Arapça, Farsça dersleri alır, bu dillerde şiir yazabilecek düzeye gelir. 1728 yılında tekrar Tillo'ya dönüp Şeyh Fakirullah Hazretleri'ne bağlanır. Yedi sene sonra, Şeyhinin vefatı üzerine, Hasankale'ye döner, oradan da Erzurum 'a giderek Yukarı Habib Efendi Camiinde İmam ve hatip olarak görev alır. Başka camilerde de vaazlar, nasihatler verir. Gençlik dönemini bilgi ve kültür ile donatarak ileri yıllarda kaleme alacağı eserlere hazırlık yapmaktadır.

Kabiliyeti, ilim aşkı, tatmin edilemez bir arzuyla okuduğu kitaplar ve mürşidi Fakirullah 'ın manevi himmetiyle şaşırtıcı ilerlemeler kaydeder. Öyle ki Sultan I. Mahmut'un da dikkâtini çekerek saraya davet edilir. Saray kütüphanesinden istifade şansı tanınır kendisine. Sonra Sultanın emriyle, ders okutmak şartıyla Erzurum'un Şigveler Dağı eteğinde bulunan Abdurrahman Gazi Hazretlerinin zaviyedarlığına tayin edilir. Erzurum'a döndüğünde, küçük risale denemelerine başlar. 1775' te ikinci kez İstanbul'a gelir. Dönüşte Hasankale'ye çekilerek kendini tamamen kitap hazırlamaya adar. Ansiklopedik ve tasavvufi bir eser diye tanımlanan Marifetname'yi o dönemde meydana getirir. Bu eser, bugün bile birçok bilim adamını şaşırtacak bilgiler içermektedir. Astronomiden matematiğe, astrolojiden tıbba,dini emir ve uygulamalara, psikolojiden kıyafetnameye kadar akla gelebilecek birçok konudaki soruların cevabı verilmektedir. Halk arasında dolaşan, onun "yıldızlar arasındaki uzaklığı Tillo sokakları kadar iyi bildiği" söylencesi, bilgi ve maharetinin derecesini anlatmak açısından önemlidir.

Ardından başka eserler de kaleme alır. Kitaplarının tam sayısı hakkındaki rivayetler; on dört ile elli dört arasında değişmektedir.

Gümüşhane, Muş, Bitlis, Siirt, Hasankale, Erzurum, İstanbul ve başka vilayetlere çeşitli seyahatler yapar. Üç kez Hacca gider . Bu seferler sırasında İslam aleminin belli başlı ilim merkezlerindeki ve mukaddes sayılan şehirlerindeki âlimlerle tanışır, fikir alışverişinde bulunur.

Çağının keşif ve icatlarını yakından takip eder; hiçbir zaman yeniliklere yabancı kalmaz. Geriye dönüşü asla kabul etmeyen bir fikir ve ilim adamı hüviyetini de taşır. Yeniliklere olduğu kadar teslimiyet ve rızaya da taraftar olduğunu bildirir. Örneğin, Fecr-i Şimali denen meteorolojik olay sırasında İstanbul'daki hocalar, "kıyamet kopuyor" diye cami direklerine sarıldıklarında İbrahim Hakkı Hazretleri, bu olayı hiçbir telaşa, endişeye kapılmadan arkadaşlarıyla, talebeleriyle birlikte soğukkanlılıkla seyreder.

İBRAHİM HAKKI'NIN ESERLERİNDEN SEÇMELER

İbrâhim Hakkı'nın yazmış olduğu eserler şunlardır:

1) Tecvîd kitabı, 2) Tertîb-ül-Ulûm, 3) Dîvân (İlâhînâme), 4) Mârifetnâme, 5) İrfâniyye, 6) İnsâniyye, 7) Mecmû'at-ül-Me'ânî, Cool Lüb-ül-Ulûm, 9) Vuslâtnâme, 10) Türkçe-Arapça-Farsça sözlük, 11) Seâdetnâme, 12) Vaslnâme, 13) Şükürnâme, 14) Mesârık-ul-Yuh, 15) Sefîne-i Nûh, 16) Kenz-ül-Fütûh, 17) Defînet-ür-Rûh, 1Cool Rûh-uş-Şürûh, 19) Ülfet-ül-Enâm, 20) Mahzen-ül-Esrâr, 21) Tuhfet-ül-Kirâm, 22) Nuhbet-ül-Kelâm, 23) Urvet-ül-İslâm, 24) Hey'et-ül-İslâm, 25) Mi'yâr-ül-Evkât.

En ünlü eseri 'Marifetname' dir. Eserlerinden dikkat çekici bazı alıntıları aşağıda bulabilirsiniz.

Kâinatın ilk mertebesi kesif topraktır. Son mertebesi ise nefs-i tahire (melek gibi) olup gayet latiftir. Zira, madenlerin evveli toprak ve suya, sonu bitkiye ulaşır. Bitkinin evveli madene ve sonu hayvana çıkar. Hayvanların evveli (en ilkeli) nebata, sonu insana ulaşır. İnsan nefsinin evveli hayvana, sonu meleki ve temiz olan nefse ulaşır. Kemal, ancak orada hasıl olur.

Bütün gök olayları ve unsurların birleşmesinden doğan ve bütün zahiri kâinattan murat ve maksudumuz, ancak İnsan-ı Kâmilin şerefli varlığıdır. İnsan-ı Kâmil'den başkası, tamamen ona tufeyli, hizmetçi ve tâbi kılınmıştır. Her isteğin aslı ve her ümidin sonu işte budur."

İnsanın bedeni küçük alem, ruhu büyük âlemdir. Zira âlemde yaratılan her şeyin benzeri, insanın vücudunda vardır. Hissedilen cansızlara örnek, insanın uzuvları;
hayvanlar, insanın ahlâkı;
dört mevsim insanın dişleri;
âdet ve sanatlar, insanın duyguları ve kuvvetleri;
berzah alemi, insanın düşünce ve hatıraları;
Melekût Alemi insanın kalbi ve ruhuna örnek verilebilir...

Allah ü Teala'nın kudreti ile uyduların ve burçların süfli cisimlerde maddi yapılarda tesirleri daimi olduğundan bütün halkın şekil hâl, ahlak ve tavrı, henüz ana karnında nutfe iken rast gelen baht ve talileri tesirlerinden meydana gelmiştir. Ana rahmine nutfe vaki olduğu saatte baba ve ananın talileri hangi işte ise, o nutfenin zatına tesirle işlenmiş olur. Çünkü o nutfe ceninin cisminin levh-i mahfuzudur. Levh-i mahfuz ise bu âlemin aynasıdır.

Hak Taâlâ'nın tesiriyle felekler, yıldızlar, dönüp ve hareket eyleyip; dört unsuru (hava, su, toprak, ateş) anlatılan başkalaşım üzere birbirine kaynaştırıp, hamur etmişlerdir. Ta ki unsurların kaynaşmasından, önce madenler hasıl olup, ondan bitkiler peyda olup, ondan hayvanlar vücuda gelmiştir. Hayvan kemalini buldukta; insan ortaya çıkmıştır. Madenler ile bitkiler arasında aracı mercandır. Zira ki salabette taş gibidir ve bitki gibi zerre zerre denizin dibinde bitip, suyun yüzünden yukarı gelip, kuruldukta; sert olur. Bitkiler ile hayvanlar arasında aracı hurma ağacıdır. Zira ki o, bitki iken hayvan gibi erkeğine yakın olmadıkça; neticesi hurma olmaz. Başını kesseler helak olup, kuru ve yapraksız, meyvesiz kalır. Hayvanlar ile insan arasında aracıların en belirgini maymundur. Zira ki, cümle azası, kıl ve kuyruğundan başka, dışı ve içi insana benzer.

Bu aracıların vücudunda hikmet budur ki, her biri kendi mertebesi altından son yükseklik mertebesine ulaşıp; varlıkların mertebeleri tek silsileyle bileşik ola ve insanlık mertebesinde nihayet bula. Şu halde zaman devrinin tamamlayıcısı, cihanın parçalarının zübdesi(öz,özet), yedi yüksek babanın ve dört aşağı ananın ve üç bileşiğin son hülasaları insan bedenidir. Belki her iki cihandan gaye ancak hazreti insandır.

Umumun feyzi ve onlardan dokuz feleğe ve onlardan dört tabiata ve onlardan dört unsura ta toprağa gelinceye dek yolların tümü başlangıçtır. Topraktan madene ve ondan bitkiye ve ondan hayvana ve ondan olgun insana gelinceye dek bunların cümlesi sonuç yoludur. İlahî nur ve sonsuz feyz, teklik mertebesinden akıllar üzere ve onlardan unsurlar ve toprak üzere iner ve feyz verir ki, buna: Başlangıç ve iniş kavsi dahi derler. Bundan sonra topraktan madene, ondan bitkiye ve ondan hayvana ve ondan insana ve ondan kâmil insana yükselip dönerek; kâmil insandan hazreti Hak'ka vâsıl olur. Bu hemen o ilâhî nurdur ki, başlangıçta o makamdan gelip, bu makamları geçip yine kendi makamına gidip, devresini tamam eyler. (Her şey aslına döner) düsturunca, o nur, aslına gider. O ki: "İşin başlangıcı ondandır, sonucu onadır," buyurmuştur. Bu geçici vücudun işinin devretmek olduğunu duyurmuştur. Bu dönüşe: Dönüş yeri, çıkış kavsi dahi derler. Şu halde aslî muhabbed hükmüyle ve oluş hakikatlerinin yönelişleriyle, geçici olan umumî vücut, tavır ve mazharların her birine ulaştıkça; o tavrın rengiyle renklenip, o mazharın özelliğiyle nitelenir.

Bu şerefli vücudun yükseliş başlangıcı madenler olmuştur ki, onların başlangıcı kaygan çamurdur. Sonra ondan taşlar mertebesine yükselmiştir. Ondan eriyen cevherler mertebesine ulaşmıştır; demir, kalay, bakır, gümüş ve altın gibi madenlerdir. Bundan sonra la'l, yakut ve zümrüt gibi cevherlerin mertebesine yükselmiştir. Ta mercana varıp, bitkisel belirtilerle gelişip, o mertebeden dahi yükselip, tohumsuz biten bitkiler mertebesine gitmiştir. Bundan sonra tohumla biten bitkiler mertebesine ve ondan ağaç suretine varıp, ta hurma ağacı olmaya yetmiştir. Hurma mertebesinden, hayvan mertebesine yükselip yıllarca o mertebede yaşamıştır. Ta iş ve surette insana benzeyen goril ve maymun mertebesini bulmuştur. O mertebeden dahi yükselip, insan suretine gelmiştir. O insan ki, kemâl mertebelerinin suret ve sîretinde ilerleyip, kâmil insan mertebesine gidip, İlâhî ahlâk ile dolmuştur. O, bilginin olgunluğuna erip, külli akla ulaşmıştır. Bu mertebede varlık dairesi birleşip, nihayet bulmuştur. Zira ki, umumî vücut işinin devri böylece bulunmuştur ve bu geçici vücut, bir daire şeklinde resmolonmuştur. Onun başlangıcı ilk akıl, sonucu kâmil insan kılınmıştır. Böylece vücut dairesinin sonu öne gelip, kâmil insanda birleşip, tamam bilinmiştir.

'Varın yok, yokun var olması mümkün değildir. Var daima var, yok daima yoktur. Fakat, var, bir mertebeden diğer mertebeye, bir halden diğer hale geçebilir.' (marifetname)

Rabbanî feyz, bütün varlıklara beraber ulaşır. Bütün varlıklar, o semte yönelik ve bakıcıdır. Herkes kabiliyeti kadar feyiz verici Allah'ın feyzine naildir. Çünkü geçici varlık olan Rabbanî feyz, çeşitli görünüşlerde ortaya çıkıp, çok mertebelere yakın olmuştur. O halde her ortaya çıkış ve suretin boyasıyla boyanıp, ona uygun parıltı almıştır. Bir varlık iken çeşitli suretler ile ortaya çıkmıştır. Her nesnenin bir ismi vardır ki, o isim ona rab olmuştur. Her kim ki, kendi bağlı olduğu rabbin terbiyesinde kalmıştır; o kimse hakkı unutup kendine tapar olmuştur. Bütün vakitlerinde âlelem halkıyle kavga ve münakaşa edip, kendini inkâr ve itiraz ateşine salmıştı. İşlerinde gam ve keder denizine dalmıştır. Kim ki, kendi rabbinin terbiyesinden çıkıp Rabler Rabbinin dairesine girmiştir; yani kendi tabiatının zindanından ruhun fezasına gelmiştir: O kimse nefsin putunu kırıp, Allah'a tapar olmuştur. Bütün vakitlerinde halkın tümüyle barış ve iyilik içinde olup, üzüntülerden kurtularak, ebedî saadeti bulmuştur. Zira ki, kamil insan olup, külli akla ulaşmıştır. Devresini tamam edip, muradı hasıl olmuştur.

Beden bir bileşimdir ki, insan nefsi ona binmiş gibidir. Allah'ı tanımak,asıl maksattır. Şu halde bir kimse bedeninden, nefsini idrak etmeksizin,Alemlerin Rabbini tanıma davasını eylese, o kimse öyle bir müflise benzer ki; kendi yiyeceği ve içeceği olmayıp, beldenin fakirlerini toptan ziyafete davet eder. Herkese lazımdır ki, önce kendi nefsini bilmeye, sonra Rabbini bilmeye yönele. Ta ki muhabbete nâil ve sevgiliye ulaşıcı, muradını elde edici ola. Zira ki nefsi tanımak, Hak'kı tanımayı gerektirdiği gibi, Hak'kı tanımak dahi sevgisini gerektirir.

Dünyâ zıll-i zâildir. Ona güvenen nâdimdir. O seninle kalsa da, sen onunla kalamazsın. Dünyâdan çıkmadan önce, kalbinden dünyâ sevgisini çıkar. Dünyâ lezzetlerine aldanmayan Cennet nîmetlerine kavuşur. İki âlemde azîz ve muhterem olur. Dünyâ haraptır. Şerbetleri seraptır. Nîmetleri zehirli, safâları kederlidir. Bedenleri yıpratır. Emelleri arttırır. Kendini kovalayandan kaçar. Kaçanı kovalar. Dünyâ bala, içine düşenler de sineğe benzer. Nîmetleri geçici, hâlleri değişicidir. Dünyâya ve buna düşkün olanlara inanılmaz. Çünkü, bunlarda vefâ ve sefâ bulunmaz. Fânî olanı ver ki, bâkî olanı alasın. Kendini bilen kişinin bu dünyâya düşkün olmasına şaşılır. Şakîler dünyâya sarılır. Saîdler bâkî olana sarılır. Bedeninle dünyâda ol, kalbinle âhireti bul! Nefsin arzularını terk eden pâk olur, âfetlerden selâmet bulur. Allah'ın râzı olmadığını terk edene, Allah ondan iyisini ihsân eder. Dünyâyı anlayan, onun sıkıntılarından üzülmez. Dünyâyı anlayan, ondan sakınır. Ondan sakınan, nefsini tanır. Nefsini tanıyan, Rabbini bulur. Mevlâsına hizmet edene, dünyâ hizmetçi olur. Dünyâ insanın gölgesine benzer. Kovalarsan kaçar. Kaçarsan, seni kovalar. Dünyâ, âşıklarına mihnet yeridir. Lezzetlerine aldanmayanlara, nîmet yeridir. İbâdet edenlere kazanç yeridir. İbret alanlara hikmet yeridir. Onu tanıyanlara selâmet yeridir. Ana rahmine nisbetle, Cennet gibidir. Âhirete nisbetle çöplük gibidir.

Ölümden önce olan her şeye dünyâ denir. Bunlardan, ölümden sonra faydası olanlar, dünyâdan değil âhiretten sayılırlar. Çünkü, dünyâ âhiret için tarladır. Âhirete yaramayan dünyâlıklar, zararlıdır. Haramlar, günahlar ve mübâhların fazlası böyledir. Dünyâda olanlar dînimize uygun kullanılırsa, âhirete faydalı olurlar. Hem dünyâ lezzetine, hem de âhiret nîmetlerine kavuşulur. Mal iyi de değildir, kötü de değildir. İyilik, kötülük, onu kullanandadır. O hâlde mel'ûn olan, kötü olan dünyâ, Allah'ın râzı olmadığı, âhireti yıkıcı yerlerde kullanılan şeyler demektir. Kendini ve Rabbini unutup, lezzetlerine, şehvetlerine düşkün olanlar, yolda hayvanının süsü ile, palanı ile, otu ile uğraşıp, arkadaşlarından geri kalan yolcuya benzer. Çölde yalnız kalıp, helâk olur. İnsan da ne için yaratılmış olduğunu unutup, dünyâ zînetlerine aldanır, âhiret hazırlığı yapmazsa, ebedî felâkete sürüklenir. Dünyâ sevgisi âhirete hazırlanmaya mâni olur. Çünkü, kalb onu düşünmekle, Allah'ı unutur. Beden, onu elde etmeye uğraşarak ibâdet yapamaz olur. Dünyâ ile âhiret, doğu ile batı gibidir ki, birine yaklaşan, ötekinden uzak olur. Bir kimse ibâdetini yapmaz ve geçiminde, kazancında, Allah'ın emir ve yasaklarını gözetmezse, dünyâya düşkün olmuş olur. Allah herkesin kalbini bundan soğutur. Bunu kimse sevmez.

İnsana yaklaşımını,verdiği önemi şu mısralarla anlayabiliriz: "Sen kitabullahsın (Allah'ın kitabısın) ey can, sendedir cümle ulum (ilimler), her ne var iki cihanda sende hem mestur (satırlanmış) olur." Bu açıklamada can, tüm canlıları bünyesinde bulunduran insan demektir. Zira insan, 18 bin hayvanın yanı sıra, bitkileri ve madenleri de özleştiren bir yaratılışa sahiptir. Ayrıca her hayvan, 18 bin alemden bir alemin özüdür. Furkanda her hayvan ve ağaç bir satır olup, birleşir ve furkan kitabını oluşturur. (Furkan: farklılıklar arz eden eşyadaki değişik görüntülerdir)

İbrahim Hakkı mutasavvıf kişiliğini yanında,önemli bir bilim adamıydı. Allah'a yaklaşmak için bilimin de gerekliliğini savunuyordu. Şu mısralarına kulak verelim:


Bizim en yüksek arzumuz olan Mevla'ya kavuşmak için kudretinin büyüklüğünü fikretmeye ve düşünmeye işaret ve müjde olan Kur'an âyetleri ve Peygamber hadisleri ölçüsünce; âlemin tasviri, bir miktarca açıklama ile yetinilmiştir. Lâkin âlimlerin ileri gelenlerinden ve velilerin büyüklerinden olan araştırıcıların lideri, tetkikçilerin senedi Mevlana Seyyid Şerif (Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun) hazretleri: "Astronomi ilmi, göklerin ve yerin yaratılışını düşünenler için en büyük Sanatkâr olan Allah'ı tanımakta ne güzel yardımcıdır!" buyurduğu için ve bütün ilimleri kendisinde toplayan, bitmeyen feyz kaynağı İmam-ı Gazali (Allah'ın rahmeti ona olsun) hazretleri: "Astronomi ve anatomi ilimlerini bilmeyen, Allah'ı tanımakta acze düşer" buyurup, anatomi ve astronomi bilginlerini duyurduğu için bir miktar âlemin astronomik yapısından ve bir miktar insan anatomisinden dahi yazılıp, açıklanmak münasip görülmüştür. Ta ki, mütalaasıyla acze düşme durumundan uzaklaşıp, cehalet zindanından çıkasın. İlim ve hikmet mahfeline girip, bilginler zümresine giresin. Hikmetin özüne hulül edip, hakikatın zirvesine yükselesin. Eşyanın hakikatına vâkıf olup, mânânın inceliklerini bilesin. Cihanın sırlarına muttali olup, âlemin durumlarını olduğu gibi bilesin. Kendini tanıma olgunluğuna erip, ondan Allah'ı tanıma devletini bulasın."

Kaynaklar:
1) Mu'cem-ül-Müellifîn; c.1, s.57
2) Esmâ-ül-Müellifîn; c.1, s.39, 40
3) Sefînet-ül-Evliyâ; c.2, s.148
4) Mârifetnâme

Hak şerleri hayr eyler
Ârif anı seyreyler
Zan etme ki gayreyler
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Sen Hakk'a tevekkül kıl
Sabreyle ve râzı ol
Tevfiz it ve rahat bul
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Kalbin ana berk eyle
Takdîrini derk eyle
Tedbirini terk eyle
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Bil kâdı-i hâcâti
Terk eyle mürâdâtı
Kıl ana münacâtı
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Bir işi murâd itme
Hak'dandır O red itme
Oldıysa inâd itme
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Hakk'ın olıcak işler
Ol hikmetini işler
Boşdur gam u teşvişler
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Hep işleri fâyıkdır
Neylerse muvâkıfdır
Birbirine lâyıkdır
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Dilden gamı dûr eyle
Tefviz-i umûr eyle
Rabbinle huzûr eyle
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Sen adli zulüm sanma
Sabr it sakın o sanma
Teslim ol oda yanma
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Dime şu niçün şöyle
Bak sonuna sabr eyle
Yerincedir ol öyle
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Hiç kimseye hor bakma
Sen nefsine yan çıkma
İncitme gönül yıkma
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Mü'min işi reng olmaz
Ârif dili teng olmaz
Âkıl huyu cenk olmaz
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Hoş sabır cemilimdir
Allah ki vekilimdir
Takdîr kefîlimdir
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Her dilde ânın adı
Her kuladır imdâdı
Her cânda anın yâdı
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Nâçâr kalacak yerde
Dermân ider ol derde
Nâgah açar ol perde
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Her kuluna her anda
Her anda o bir şânda
Geh kahr u geh ihsânda
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Geh mu'ti vu geh mâni'
Geh hâfıd u geh rÂfi'
Geh dârr u gehi nâfi
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Geh abdin ider ârif
Her kalbi O'dur sârif
Geh eymün u geh hâif
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Geh kalbini boş eyler
Geh aşkına düş eyler
Geh halkını hoş eyler
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Az ye az uyu az iç
Dil gülşenine gel güç
Ten mezlebesinden geç
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Bu nâs ile yorulma
Kalbinden ırağ olma
Nefsinle dahi kalma
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Geçmişle geri kalma
Hâl ile dahi olma
Müstakbele hem dalma
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Hem dem âni zikreyle
Hayrân-ı Hak ol söyle
Zirekliği koy şöyle
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Gel hayrete dal bir yol
Koy gafleti hâzır ol
Kendin unut anı bul
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Her sözde bir nasihat var
Her işde ganîmet var
Her nesnede zinet var
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Hep rumuz ve işâretdir
Hep ayn-ı inâyetdir
Hep gâmız ve bişâretdir
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Bil elsine-i halkı
Öğren ebed u hulki
Eklâm-ı Hak ey Hakkı
Mevlâ görelim neyler. Neylerse güzel eyler

Vallah güzel etmiş
Tallah güzel etmiş
Billah güzel etmiş
Allah görelim netmiş. Netmişse güzel etmiş.


Başa dön
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder MSNM
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Bu başlık kilitlenmiştir; cevap yazamaz, mesajları değiştiremezsiniz    Mesaj Panosu -> Abide Sahsiyetler Tüm saatler GMT +3 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001-2003 phpBB Group
phpBB port v2.0.7 based on Tom Nitzschner's phpbb2.0.6 upgraded to phpBB 2.0.7 standalone was developed and tested by:
ChatServ, mikem,
and Paul Laudanski (aka Zhen-Xjell).

Version 2.0.7 by Nuke Cops © 2004 http://www.nukecops.com
 




sitemiz PHP-Nuke kodlarına sahiptir. GNU/GPL lisansı dağıtılan ?cretsiz yazılımdır.