Kanserle yaklaşık 3 yıl önce tanıştık. Eşim göğsünde bir sertlik olduğunu söyledi. Hemen doktora gittik. Pataloji sonucu; kanser olduğunu öğrendik.
Hemen ameliyatla göğsü alındı. Bir ay kadar sonra kemoterapiye başladık. 6 kür boyunca eşim öldü öldü dirildi. Mide bulantısı ve kusma ile geçti bu 6 kür. Yatak döşek yattı. Hiç alışık olmadığımız bir şeydi. Çoluk çocuk perişan olduk eşimin bu haline. Ama eşim daha çok perişan oldu. Çünkü bütün sıkıntıyı çeken kendisiydi.
Radyoterapiye gerek görmediler. Kemoterapi bitince ayda bir kontrollere başladık. Her şey gayet iyi gidiyordu, ta ki, eşim bir sabah sırtında ağrılarla uyanana kadar.
Önce soğuk algınlığı zannettik. Fakat MR çekilince eşimin kemiklerine yayıldığını öğrendik. Boynu, sırt kürek kemiği, belinde iki kemik, kalça kemiği ve ayak dirsek kemiğinde tutulum yani kanser vardı. Önce radyoterapi uygulandı. 6 kemiğe birden radyoterapi verilemezdi. Bu yüzden en fazla tutulum olan iki kemiğe radyoterapi verildi. Radyoterapi bitince bir hafta aradan sonra kemoterapiler başladı. 4. kürde eşimin karnında bir tümör oluştu. Doktorumuz kemoterapiye devam etti. 6. kür bittiğinde eşimin karnındaki tümör 25 cm olmuştu.
Hemen radyoterapiye sevk edildik. Burada uygulanan radyoterapiden sonra eşim dinlenmeye çekildi. Bu arada çekilen MR sonucuna göre kemoterapi hiçbir fayda vermemişti. Aksine tutulum (kanser) kemik iliğine sıçramıştı.
Bu noktada artık radyoterapi ve kemoterapiye güvenimiz kalmadı. Doktorumuz da çaresizlik içerisinde ilaçların ve tedavilerin fayda etmediğini söyledi.
Artık alternatif tıp tedavisine yönelmenin zamanı gelmişti. Yapacak başka bişi kalmamıştı. Klasik tedavi fayda vermiyordu.
İşte tam bu sırada, Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Profesörü Erdoğan İnal kantaron otundan bahsetti. Dediğine göre, kayınpederi mesane kanseri imiş ve 7 kere ameliyat geçirmiş. Mesanesin alınmasına karar verildiği bir sırada kantaron otunun kansere iyi geldiğini öğrenmiş ve zaten kaybedecek bir şey yok deyip kayınpederine uygulamış. 3,5 ay sonra alınan neticelerde, kanserden eser kalmadığını görmüş. Benimde eşime kantaron tedavisi uygulamamı önerdi.
Zaten bizimde yapacak bir şeyimiz kalmamıştı. Hemen kantaron suyu tedavisine başladık. Ozon tedavisi ile birlikte kantaron tedavisini de yürüttük. Yaklaşık 2 ay sonra yapılan patalojik inceleme de eşimin karnındaki kitlede kanser tümörünün kalmadığı şeklinde bir rapor aldık.
Kemiklerdeki durumda da epey bir düzelme oldu. Ancak istediğimiz düzelmeyi tam sağlayamamıştık. Bu arada internette yerli ve yabancı yayınları incelemeye başladım. Kanser ilacının kantarondan yapılabileceğini az çok anlamıştım. Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesinden Profesör Ekrem hoca, kantaron otundan kanser ilacı yapmak için hemen çalışmalara başlamıştı. Ancak 2 yılı aşkın bir zaman geçmesine rağmen istenen sonuca ulaşamamıştı.
GATA'dan Onkoloji Doçenti Albay Şeref Kömürcü hoca ile görüştüm. Şeref hoca'nın dedikleri bir gerçeği ortaya koyuyordu: Kantaron otundan daha önce de kanser ilacı yapılması konusunda yabancı ülkelerde çalışmalar yapıldı ancak %5'i bile geçmeyen çok düşük başarılar elde edildi. Yabancı kaynakları taramaya devam ettim. Amerikan FDA kuruluşu tarafından kantaron üzerinde yapılan araştırmalarda, kantaron otunun içinde bulunan binlerce maddeden sadece 52 tanesini tespit edebildiklerini, daha fazlasını bugünkü laboratuvar imkanları ile tespitinin mümkün olmadığını öğrendim.
Demek ki, kanser ilacı için kantaron otunu kulanacaksak, kesinlikle içindeki bazı maddeleri almak yerine kantaron otunun tamamını kullanacaktık.
Araştırmalarım sonucu kantaron otundan ST. JOHN'S OİL adını verdiğim kanser ilacını yapmayı başardım. Özellikle kemoterapi ile birlikte alındığında kemoterapi ilacının %100 kanser tümörlerini yok ettiğini gördüm. Üstelik sadece 2-3 kür de %100'e varan sonuç alınıyordu.
Eşime daha önce çeşitli kemoterapi ilaçları verilmiş ancak hiçbirisi işe yaramamıştı. Durmadan eşimin vücuduna yayılmaya devam etmişti.
Kemoterapi sırasında St. John's Oil'i de eşime verdim. 2,5 ay sonraki sonuçlar şaşırtıcı idi. Eşimin beli, sırtı, omurgası ve omirilik'i tamamen kanserden temizlenmişti. Diğer kemiklerdeki kanser tümörleri de yer yer silik hale gelmişti.
Kemoterapi'nin 1,8, 15 şeklinde verilen dozları yüksek olduğu için eşimin karaciğerinde lezyonlar görülmüştü. Bu bizi hayli tedirdin etti ve kemoterapiye ara verdik. Yine kantaron otunun suyunu eşime içirmeye başladım. 6 ay sonra eşimin kafatasında yumrular oluşmaya başladı. Kanser illeti, bu sefer eşimin kafatasına sıçramıştı. Çekilen MR sonucu bizim tahminlerimizi doğruluyordu.
Bir hafta kadar sonra da eşim yerinden kalktığında başının döndüğü için yerine oturdu. Tekrar ayağa kalkmasını söyledim. Tekrar ayağa kalkınca bu sefer başı tekrar döndü. Bunun geçici bir şey olduğunu düşündük önce. Fakat ertesi günde başı dönmeye devam edince kafatasının içerisinde bir yerlere de kanserin sıçradığını anladım. Eşimin kulakları da çınlamaya başlayınca yine değerli dostum Profesör Dr. Erdoğan İnal'ı aradım ve acele eşimi Gazi Tıp Fakültesi Hastanesine yatırdık.
İki sorun vardı: 1. Eşimin kan değerleri çok düşüktü. Özellikle trombositleri 3,8'e kadar gerilemişti. (alt sınır 13) Bu durumda kemoterapi verilemezdi. Hemen iki ünite kan verildi. Trombositleri 6'ya kadar yükseldi. Bu seviye de çok düşük idi. Taxol verilmesi kararlaştırıldı ancak 21 günde verilen normal doz 270 mgr iken 90 mgr olarak haftalık verilmesi kararlaştırıldı. Kan değerleri çok düşük iken hayati tehlike arz edeceğinden 60 mgr olarak haftalık verilmesi kararlaştırıldı.
Onkologlara göre 60 mgr ile kanser tedavisi olması mümkün değildi. Palyatif olarak yani hastanın psikolojisini bozmamak adına vereceklerini söylediler. Kan değerleri çok düşük olduğu için ölüm ihtimalini de açıklayarak bizden imzalı kağıt aldılar.
Eşime hastanede yatarken St. john's Oil'i düzenli olarak vermeyi sürdürdüm.
Haftada 60 mgr taxol kemoterapi ilacı olarak verilmeye başladı. İlk kemoterapi ilacını hastanede yatağında verdiler. Her hafta kemoterapi verilmeye devam edildi. Daha bir kür tamamlanmadan 4. hafta sonunda eşimin kafatasındaki yumrular tamamen yok oldu. Haftada 60 mgr taxol'u damardan kemoterapi olarak verirken, st. john's oil'i de tamamlayıcı destek ürünü olarak vermeye devam ediyoruz.
Eşim şu anda çok iyi. Baş dönmeleri tamamen kesildi. 4. kata kadar yürüyerek çıkabilecek duruma geldi.
Böyle bir tedaviyi herkesle paylaşmak istedim. Kanserden korkmayın. Tedavisi var. Yeter ki doğru tedaviyi uygulayın.
Allah tüm hastaların yardımcısı olsun.