PİR AŞKINA..., MUHAMMED AŞKINA..., ALLAH
AŞKINA..., ÜLKÜ AŞKINA...
Ülkücü Hareketin tarihinde kara bir leke olarak durmaya devam eden 12 Eylül adaletinin infaz mahkemeleri ve o felaket yılları her ne kadar bütün acılarıyla hatıralarda yaşıyorsa da bunlar arasında bazı öyle muhteşem ayrıntılar da var ki, hatıra düştükçe insan gurur duyar, irkilir, sevinir, coşar, bir hoş olur... İşte seneler sonra sizlere o hatıralardan birini anlatacağım.Tosyalı Alperenleri bilir misin? Onlar Mamak Mahkemelerindeki duruşmaları aralıksız takip eden sarsılmaz imana sahip bir avuç korkusuz gönül erleriydiler. Duruşmalarımıza küçük gruplar halinde gelir, dinleyiciler arasında oturur ve duruşma bitene kadar da dualarıyla bizlere Hakk katında tevessül etmeye çalışırlardı. Rahmetli Mehmet Fevzi Efendi’nin gönül yoldaşları (Allah’ın nuru üzerilerinden eksik olmasın) tam bir askeri disiplin içinde bu manevi nöbeti kendi imkanları ile seve seve senelerce tutmuşlardır.Bütün Ülkücüler, bu gönül sultanlarına vefa borçludurlar.
İşte o isimsiz gönül erlerinden biriydi Abdullah ARPACI… Geçtiğimiz yıl felç oldu. Sağ tarafına tamamen felç indi. Tedavisini yürüten doktor, bir gün Arpacı’nın arkadaşlarına dedi ki,
-Hastanın biraz morale ihtiyacı var. Ülkü diyor Başbuğ diyor, evlatlarım diyor, başka bir şey demiyor… Siz ise 3-5 kişi bir olup ziyaretine geliyorsunuz ama bu da pek etkili olmuyor…
Ülküdaşları bir gün toplandılar ve iki otobüse doluşup Arpacı Hoca’nın evine gittiler. Ama beş kişi ancak yanına girebilmişti. Çünkü, tek göz tabir edilen bir odalıydı oturduğu ev. Yattığı-kalktığı, yediği-içtiği her şey o odadaydı.
Bu sebeple diğer Ülküdaşları camdan görünecek şekilde odanın önüne yığıldılar. Az sonra Doktor, azarlar gibi:
-Evlatlarım, evlatlarım diyordun işte geldiler, haydi kalk da git yanlarına!..dedi.
Arpacı, doğrulmaya, kalkmaya çalışıyor ama maalesef kalkamıyordu. Allahu Ekber diyor, olmuyordu. Doktor, bu defa daha farklı bir ses tonuyla ayıplar gibi:
-Yarın mahşerde BAŞBUĞUN karşısında da mı oturacaksın! Deyince:
ALLAHUEKBER diye haykıran Arpacı, ayağa kalktı. BAŞBUĞUUUUUM diye iniledi…
Dışarıdan tekbir sesleri geliyor, herkes bu duygulu tablo karşısında kendini tutamayarak ağlıyordu. Arpacı, bir kaç saniye direndikten sonra dayanamadı geri düştü. Fakat Doktor bile hayret etmişti bu hale.
-O ayağa kalkmakla bir imkansızı başardı. Arpacı ayağa kalktıysa yürür de... dedi
Bir müddet dinlenmesine müsaade ettikten sonra tekrar telkinlere başlayan Doktor, aniden ve şiddetli bir ses tonuyla: -Haydi bir daha, bu defa PİR AŞKINA..., MUHAMMED AŞKINA..., ALLAH AŞKINA...,ÜLKÜ AŞKINA...
Arpacı Hoca, tekrar ayağa kalkmayı başarmıştı ama bir iki adım da olsa yürümesi istenince bunu yapamayarak yere düştü. İçerideki ve dışarıdaki Ülküdaşları bütün bu olanları yaşlı gözlerle seyrediyorlardı. Düştüğü yerde toparlanmaya çalışan Arpacı Hoca, odada bulunan beş arkadaşına baktı ve en genç olanını seçerek,
-Haluk, evladım gel yanıma, dedi. Sesi titriyordu. Neden ağlıyorsun ? Diye sordu.
-Hocam, sizi yakan sevdanın binde biri bile bizde yok, halimize ağlıyorum...
-Bak, bir gün bir Ülküdaşımızı şehit vermiştik, Başbuğum da başında konuşmakta:"Kurşun alacak paramız bile yok, intikam alacak gücümüz olsa bile…” Herkes ağlıyor, bir tek o ağlamıyordu.
-AĞLAYAN ADAMDAN LİDER OLMAZ OĞUL...
……………
O gün Arpacı Hoca, orada bulunan Ülküdaşlarına söz verdi:”Yürüyerek Ülkü Ocağı’na gelecek ve çaylarını içecekti.” Gerçekten de aradan aylar geçti Arpacı Hoca bir gün yürüdü ve Ülküdaşlarını ziyaret etti.
RECEP KÜÇÜKİZSİZ
KALEMİMDEN KAN DAMLATTIM
12 Eylül Hikayeleri
Yusufiye Yayınları
Not:
Degerli Recep Kücükizsiz agabeyimin, en son eseri olan Kalemimden Kan Damlattim kitabindan tadimlik bir hikayeyi sizinle paylasmak istedim. Kitabi basilmis lakin dagitimina henüz baslanilmamistir. Bu hikaye beni cok etkiledi ve duygulandirdi.
Tosyali Alperenlerden ve bizlere herdaim himmet eden Veli kullardan Allah(c.c) razi ve memnun olsun.
Saygilarimla...