Sevgili Ülküdaşlarım.
Türkiye’nin esas meselesinin sözde“Kürt Sorunu” olduğunu söyleyen HERKES –eğer aptalca bir bilinçsizlik sonucu bunu söylemiyor ise- biliniz ki; bu ülkenin 1923 yılında üzerine oturtulduğu esasları ortadan kaldırmak isteyen bir HAİNDİR. Maalesef ülkemizde çok yaygın olan bir yanılgı var… O yanılgı da bu devlete karşı düşmanlık eden Bölücülerin sadece eline silah alarak dağa çıkan çulsuz takımından ibaret olduğu yanılgısıdır. Bu yanılgı -eğer kasıtlı olarak bir örtme ve gizleme amacı taşımıyor ise- son derece çapsız ve yüzeysel bir değerlendirme yeteneksizliğinin sonucudur.
Türkiye içinde ve dışında; sözde “Kürt Sorunu” olarak adlandırılmak için çok özel çabalar sarf edilen bu sorun aslında Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu ile ortaya çıkmış bir sorun değildir. Asıl adı
“KÜRTÇÜLÜK” olan bu sorun, Osmanlı İmparatorluğunun gerileme devrinde, 16’ncı yüzyılın sonlarından itibaren Vatikan önderliğinde başlatılan ve daha sonrasında Osmanlı’nın düşmanlarınca sahiplenilip, olgunlaştırılarak bu günlere kadar getirilen bir sorundur. Yani içimizdeki bizden birisi olan insanların sorunu değil, bizim insanlarımız üzerinden PARSAYI GÖTÜRME ve ŞARK MESELESİ'NDE YOL ALMA sorunudur. Yaklaşık 200 yılı aşkın bir süredir sürdürülen bu çabaların sonucunda; Zorla Kürt adı benimsetilen insanlarımızın ERMENİ DESTEKLİ ÖRGÜTLER ELİYLE SÜRDÜRÜLEN YÜKSEK YOĞUNLUKLU TERÖR/ DÜŞÜK YOĞUNLUKLU SAVAŞ yöntemiyle Türk milletinden ayırmayı amaçlayan bir “Kürtçülük” anlayışı inşa edilmiştir. Bu çabaların tek ürünü de bugün devletimizin ve milletimizin karşı karşıya bulunduğu yaklaşık 25 yılı aşkın süredir ülkemizin başına bela edilen “Pkk Terörü” değildir.
Hıristiyan Batı’nın Türklerin “Yumuşak Karnı” olarak Kürt konusunu belirlemesinden sonra, bölgedeki muhtelif azınlık unsurları ve belli başlı aşiretleri kullanarak bazen geniş kapsamlı sonuç almağa, bazen de kısa süreli olarak Devlet güçlerini oyalamaya yönelik olarak çıkarttırdıkları ve her daim el altından destek verdikleri isyan, kalkışma ve bu amaçlı örgütsel yapıların belli başlılarını aşağıda sıralamaya çalıştım. Göz atalım:
OSMANLI DÖNEMİNDEKİ KÜRT İSYANLARI:
Babanzâde Abdurrahman Paşa isyanı: (1806-1808-Süleymaniye/Musul)
Babanzâde Ahmet Paşa isyanı: (1812- Süleymaniye/Musul)
Zaza isyanı: (1818-1820-Dersim)
Yezidi isyanı: (1830-1833-Revanduz, Hakkari)
Şerefhan isyanı: (1831-Bitlis)
Bedirhan isyanı: (1835-Botan)
Garzan isyanı: (1839-Diyarbakır)
Ubeydullah Nehri isyanı: (1878-1881-Botan, Erdelhan)
Bedirhan Osman Paşa ve kardeşi Hüseyin Paşa isyanı: (1872-Mardin, Cizre)
Emin Ali Bedirhan isyanı: (1889-Erzincan)
Bedirhani Halil ve Ali Remo isyanı: (1912-Mardin)
Molla Selim ve Şeyh Şehabettin isyanı: (1913-1914-Bitlis)
Koşgari isyanı: (1920-Koşgiri)
CUMHURİYET DÖNEMİ KÜRT AYAKLANMALARI:
Nasturi İsyanı: (1924-Hakkâri)
Raçkotan ve Raman İsyanı: (1925-Siirt, Sason ve Silvan)
Seyit Taha ve Seyit Abdullah isyanı: (1925-Şemdinli)
Sason İsyanı: (1925-Siirt)
Şeyh Sait İsyanı: (1925-Diyarbakır, Kulp, Varto, Bingöl ve Çapakçur)
Beytüşşebap İsyanı: (1926-Hakkari)
Jilyan isyanı: (1926-Siirt)
Eruh’lu Yakup Ağa ve oğulları isyanı: (1926-Pervani)
Güyan isyanı: (1926-Siirt)
Haco isyanı: (1926-Nusaybin)
Koçuşağı İsyanı: (1926-Silvan,Ovacık ve Hozat)
Mutki İsyanı: (1927-Bitlis)
Bicar İsyanı: (1927-Silvan,Hani, Lice ve Kulp)
Zilanlı Resul Ağa isyanı: (1929-Eruh)
Zeylan İsyanı: (1930-Van,Tendürek, Muratbaşı ve Erciş)
Tutaklı Ali Can isyanı: (1930-Tutak-Bulanık-Hınıs)
Oramar isyanı: (1930-Van)
Buban aşireti isyanı: (1934-Bitlis)
Abdurrahman isyanı: (1935-Siirt)
Abdulkuddüs isyanı: (1935-Siirt)
Sason isyanı: (1935-Siirt)
Ağrı İsyanları:
1’inci Ağrı İsyanı: (Mayıs 1926)
2’nci Ağrı İsyanı: (Eylül 1927)
3’üncü Ağrı İsyanı: (Eylül 1930)
Tunceli (Dersim) İsyanları:
1’inci Tunceli İsyanı: (Mart-Ekim 1937)
2’nci Tunceli İsyanı: (Haziran-Ağustos 1938)
PKK terörü (1984-1999)
KURULUP DAĞILMIŞ KÜRT ÖRGÜTLER:
Marksist ve Leninist Kürt Örgütler:
- Devrimci Doğu Kültür Ocakları(DDKO)
- Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri (DDKD)
- Devrimci Halk Kültür Dernekleri(DHKD)
- Anti Sömürgeci Demokratik Kültür Derneği (ASDK-DER)
Doğrudan Bölücü Amaçla Kurulan Kürt Örgütler :
- Türkiye Kürdistan Demokratik Partisi (TKDP)
- Kürdistan Öncü İşçi Partisi (KÖİP-PPKK)
- Türkiye Kürdistan Sosyalist Partisi (TKSP)
- Rızgari Örgütü
- Ala Rızgari Örgütü
- Kawa Örgütü
- Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları Örgütü (KUK)
- Kürdistan Sosyalist Hareketi (TSK)
- Kürdistan Sosyalist Birliği (Yekitiya Sosyalista Kürdistan-YSK)
- Tekoşin örgütü
- Kürdistan Kurtuluş Hareketi (TEVGER)
- Kürdistan İşçi Partisi (Partiye Karkaren-işçi-Kürdistan/PKK)
Sözde Öğrenci Cemiyetleri:
- Kürt Teali Cemiyeti
- Kürt İstiklal Cemiyeti
- İstanbul Kürt Talebe Cemiyeti
Bölgedeki diğer Kürt hareketleri incelendiğinde;
Irak’ta Molla Mustafa Barzani’nin başını çektiği Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP), Celal Talabani’nin organize ettiği Kürdistan Yurtseverler Birliği (PUK-YNK-KYB) ve Kürdistan Özgürlük Partisi (PÜK)’nin faaliyet gösterdiği görülmektedir.
İran’da ise İran Kürdistan Demokratik Partisi (İKDP) ve Kürt İşçileri Devrimci Örgütü ( KOMALA)’nın faaliyetleri ile son zamanlarda AB-D’nin yönlendirmesi ve Pkk’ya yaptığı desteklerin karşılığı olarak İran’a yönelik Terör eylemleri düzenleyen Pkk’nın kolu (PJAK)’ın eylemlerinden bahsedilebilinir.
Suriye’de Kürt Sosyalist Partisi ve Suriye Komünist Partisi faaliyet gösteriyor gibi görülse de bu yapılanmalar Suriye’nin ülkesindeki Kürt hareketlerini kontrol altında tutmak amacıyla bizzat oluşturduğu yapılardır.
Yukarıdaki isyan, kalkışma ve örgütlenmelerin gösterdiği gerçek şudur:
Başta Batı olmak üzere, sözde “Kürt Sorunu” diye tanımlanmaya çalışılan şey; Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusunda yerleşik Zaza, Kurmanç, Sûryanî, Soranî, Yezidi, Goranî, Nasturî, Arap, Durzî gibi çok farklı etnik kökenlerden gelen aşiretlerin Kürt tanımlaması içine sokularak bir millet olarak tanımlanması, kurulan enstitü ve sözde araştırma kuruluşları marifeti ile bu derleme aşiretler topluluğuna dil ve kültür icad ederek, Doğu ve Güneydoğulu bu aşiretlerin Anadolu’daki bin yıllık Türk varlığından koparılmak istendiğidir.
Bu konunun tarihi kökenleri ile ilgili “Kürtçülük 1787-1923” ve “Kürtçülük II 1924-1999” isimli çok değerli iki adet kitabında eski Büyükelçilerden değerli bir hariciyeci Bilal N.ŞİMŞİR yıllarca görev yaptığı İngiltere, Fransa ve Rusya arşivlerinden derlenmiş çok değerli belgelere dayalı olarak bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır.
Kürtçülük olayının burada asla göz ardında tutulmaması gereken bir boyutu da yıllardır kendilerince sürdürdükleri siyasal mücadelelerinin EN CAN ALICI BOYUTLARINDAN BİRİSİNİN DİN VE TARİKATLER BOYUTU olduğu gerçeğidir. Maalesef yıllardan beridir Türkiye’deki okuma ve inceleme özürlü, tembel, Jakoben, hazırcı, Batı hayranı ve kuklası zihniyetler, tarikat ve cemaat yapılanmasını sadece Anadolu’nun Osmanlıdan Cumhuriyete intikal etmiş olan bir hastalıklı yapısı olarak görmüş ve adına kısaca “İrtica” diyerek işin içinden sıyrılmıştır. GERÇEK ASLA BU DEĞİLDİR.
Peki gerçek nedir? Gerçek şudur ki; Cumhuriyetin Tekke ve zaviyeleri, tarikat ve cemaat yapılanmalarını yasaklamasından sonra Anadolu’nun doğusu ve Güneydoğusu haricindeki yerlerinde bu tür yapılanmalar kısa süre içerisinde ÇOK BÜYÜK ORANLARDA ORTADAN KALKMIŞTIR.
Peki! Doğu ve Güneydoğu Haricinde Cumhuriyetle birlikte ortadan kalkmış olan bu yapı, neden doğu ve Güneydoğu’da ısrarla varlığını sürdürmek istemekte; hatta zaman zaman varlığını devam ettirebilmek adına sözde DİNÎ GEREKÇELER öne sürerek isyana dahi başvurabilmektedir. İŞTE İŞİN PÜF NOKTASI TAM DA BURADADIR.
Lafı Gevelemeyeceğim ve tek defa da açıkça söyleyeceğim.
TARİKAT VE CEMAAT YAPILARI SÖZDE “KÜRTÇÜLÜK HAREKETİ”NİN ORGANİZASYON İÇİN KULLANMAKTA OLDUĞU TEMEL YAPILARDIR…
Bu yapıları kullanmak suretiyle, Anadolu’nun Mütedeyyin Müslümanlarının ve Devlet kademelerinin dikkatini çekmeksizin “Bölücülük” organizasyonunun gerekli gördüğü teşkilatlanma ve iletişim fonksiyonları rahatlıkla icra edilebilmektedir. Dışarıdan bakıldığında masum dini yapılanmalarmış gibi görünen bu şer yuvaları; siyasal, ekonomik, sosyal bir takım işlevleri ile kendisine harekât alanı olarak seçtiği bütün Anadolu sathında tanıştırma, buluşturma, kaynaştırma ve anlaştırma sureti ile DEV BİR BÖLÜCÜ ORDUSU YETİŞİRMEKTEDİR.
Bu gün baktığınızda güya ideolojik açıdan birbirine taban tabana zıtmış gibi görünen örgüt ve gurupların mesele “KÜRTÇÜLÜK” boyutuna geldiğinde nasıl bir anda AYNI SAFTA BİRLEŞTİKLERİNİN çözülemeyen arka planı da budur.
Gerek Osmanlı döneminde gerek ise Cumhuriyet döneminde yaşanmış olan Bölücü isyanların arka planında ÇOK AÇIK BİÇİMDE SIRTARAN tarikat/cemaat yapılanmasının ısrarla görülmezden gelinmesi veya gizlenmeye çalışılması ise Türkiye Cumhuriyetinin Devlet ve hükümet kademelerindeki Kürtçü/Bölücü yapılanmanın maharetli örtme ve gizleme gayretlerinin tabi bir sonucudur.
Sevgili Ülküdaşlarım. Lütfen etrafınıza çok ama çok dikkatli bakınız… Bütün cemaat ve tarikat yapılanmalarının önde gelenlerini, öncülerini, organizatörlerini bir de ETNİK AÇIDAN değerlendiriniz… Şimdiye kadar çok safiyane bir şekilde mütedeyyin bir Müslüman gözü ile masum ve kendinize de yakın gördüğünüz bu şer yuvalarının O KADAR MASUM VE DİN KAYGISI TAŞIYAN YAPILAR olmadığını göreceksiniz…
Unutmayın! İngilizler Muhammed Bin Abdülvehhâb denilen piyonu kullanmak suretiyle 1744 yılında ortaya çıkardıkları sözde VEHHÂBÎLİK inancının arkasına sakladıkları ARAP MİLLİYETÇİLİĞİ ile Türk ve Arapları birbirlerine kırdırmış; Binlerce Müslüman Anadolu Türkünün Yemen ve Arabistan çöllerinde şehit olmalarına sebep olmuştur.
Aynı şekilde ve aynı yöntem ile ortaya çıkartılmış olan SaİT-i KÜRDÎ şerefsizi kullanılarak ortaya çıkartılmış bulunan NURCULUK safsatasının arkasına ise yaklaşık 150 yıldır KÜRTÇÜLÜK İHANETİ gizlenmiş bulunmaktadır.
Sözde "Bediüzzaman" denilen Hainin İlk Defa Günyüzüne Çıkan Büyük Projesi; "Kürtlerin Birliği Gazetesi" ya da Orjinal Adıyla
"MARİFET VE İTTİHAD-I EKRAD" GAZETESİ"nde
"Bir millet cehaletle hukukunu bilmezse ehl-i hamiyeti dahi müstebid eder." diyen bölücü hain SaİT-i Kürdi köpeğinin bakın Kürtçülük faaliyetlerine ilişkin olarak arşivlerde neler varmış!..
Sözde "BEDİÜZZAMAN" namlı Bölücü Köpekle ALAKALI BAŞBAKANLIK OSMANLI ARŞİVİ'NDEKİ BELGELERİN DÖKÜMÜ
OTTOMAN ARCHIVE DOCUMENTS ON BEDIUZZAMAN SAID NURSI
DH. MKT2730/7614/M/ 1327
Bâb-ı Âlî Nezâret-i Celîle-i Dâhiliye
İdâre-i Matbuât
Aded: 1498
Bedîüzzamân Saîd-i Kürdî Efendi Hazretleri tarafından takdîm edilip idâre-i çâkerîye havâle buyurulan ‘arzıhâlde siyâset-i şer'iyye ve ulûm ve şuûn-i muhtelifeden bâhis olmak ve şimdilik haftada bir, ileride yevmî çıkarılmak üzere " Ma'rifet Ve İttihâd-ı Ekrâd " nâmıyla Türkçe ve Kürdçe bir gazetenin neşrine me'zûniyet i'tâsı istid'a edilmiş olmasıyla matbuât nizâmnâmesinin üçüncü ve dördüncü maddelerinin fıkra-i Ûlaları ahkâmına tevfîkan müsted'î-yi mumaileyh hakkında muâmele-i lâzime ifâsıyla netîcesinin inbâsı husûsunun zabtiyye nezâret-i ‘aliyyesine emr u iş'âr buyurulması bâbında emr u fermân hazret-i men lehu'l-emrindir. Fi 10 Muharrem Sene 1327 Ve Fi 20 Kânûn-i Sânî Sene 1324
Matbuât-ı Dâhiliye Müdîri Mehmed Tevfîk
Dâhiliye Mektûbî KalemiNo: 1498/21
Müsevvidin İsmi: Mehmed
Tesvîd Târîhi: 21 Kânûn-i Sânî Sene 1324
Târîh-i Tebyîzi: 24 Kânûn-i Sânî 1324 / 14
Muharrem 1327Zabtiyye Nezâret-i Behiyyesine
Siyâset-i şer'iyye ve ulûm ve şuûn-i muhtelifeden bâhis olmak ve şimdilik haftada bir, ileride yevmî çıkarılmak üzere " Ma'rifet Ve İttihâd-ı Ekrâd " nâmıyla Türkçe ve Kürdçe bir gazetenin neşrine me'zûniyet i'tâsı Bedîüzzamân Saîd-i Kürdî Efendi hazretleri tarafından verilen ‘arzıhâlde istid'a olunmuşdur. Matbuât nizâmnâmesinin üçüncü ve dördüncü maddelerinin fıkra-i ûlaları ahkâmına tevfîkan mumaileyh hakkında muâmele-i lâzimenin ifâsıyla netîcesinin inbâsı husûsuna himmet..
Bugün devletin çok önemli kademelerindeki adı ve ünvanı büyük (NURCU) HAİNLERİN azgın pkk canilerine göstermiş oldukları hoşgörü ve müsamahanın yüzde birini bile TÜRK MİLLETİ ve TÜRKLÜK’ten bahsedenlere göstermemelerinin gerçek arka planı budur.
Saygılarımla…